POPÜLER MÜZİK

gamze tarafından yazıldı. Aktif . Yayınlanma Müzik

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

POPÜLER MÜZİK VE MÜZİKAL KİMLİK

                                                                                                                                                                                                   

 

 

GİRİŞ  

            Popüler müzik üzerine çalışmak, sözlerin anlamını ve müziğin ne olduğunu betimlemek değil, popüler olan türlerin nasıl yapısal ilişkiler bütününden geçerek sunulup “kabullenildiğini” ortaya çıkarmak amacı ile irdelendiğinde anlam kazanır. Çünkü “Müziği yerine oturtmak konusundaki sürekli çabalar, pop kültünün de herşey gibi çelişkilerle dolu olduğu gerçeğini gizlemektedir.” (Frith, 2000:13),

Popüler müzik, popüler kültürün en önemli alanlarından biridir. Bu alanı bilimsel bakış açısıyla incelemeyi düşündüğümüzde, yapılacak çalışmalar için toplum bilimlerin yöntem ve tekniklerini kullanmamız gerekir. Müzik, sosyo-kültürel fenomendir. Gündelik yaşamda eğlence aracı olarak kullanılmasına rağmen önemli fonksiyonları vardır. Bu fonksiyonların incelenmesi sözkonusu olduğunda, kapitalist üretim ilişkilerinden, müzik beğenisine kadar oldukça geniş alanı kapsayan bütüncü [1] çalışma perspektifine yönelmemiz gerekir.

            Kapitalist üretim ilişkilerinin mülkiyet sahipleriyle ücretliler arasındaki eşitsizliği, karşıtların çatışmasını[2] doğurmuştur. Kültür”...bir çatışma ve mücadele alanı “  (Storey, 2000:10) olduğuna göre,popüler kültür, kültürel çalışmalar içinde öne çıkan, bu alanın seyri içinde kolayca meşrulaşan, dikkat çeken ve ele geçirilmesi gereken belirleyici paradigmadır.

            Popüler kültür halka ait diye bilinse de, yönlendiricileri ve denetleyicileri[3] egemenlerdir. Bu alan, “ … egemen güçlerin at oynattıkları, egemenliklerini pekiştirdikleri, bu nedenle mücadele edip kazanmak istedikleri bir alan”dır. (Özbek, 1991: 10).

            Popüler kültür konusunda “ mücadele” ve “ çatışma” kavramları aklımıza kimi zaman sınıfsal bir ironiyi, kimi zaman da marksist perspektifi getirir. Konu ile ilgilenen eleştirmen, aydın, müzisyen v.b. “ dışlama, ciddiye almama” gibi bir görüşe sahiptirler. Popüler kültürü eleştiren ve kitleleri “apolitize” durumuna getirdiğini söyleyenlerden birisi Adorno’dur. Adorno, felsefe ve müzik üzerine çalışmış ve bu alanlarda popüler kültürün etkilerini, toplum için işlevini incelemiştir.[4] Adorno, müziği “ciddi” ve “standart” diye nitelendirir. Ona göre standart müzik gündelik yaşamın müziği ve apolitiktir. Toplumun bilinçlenmesini sağlayacak müzik ciddi dediği çoksesli müziktir. Bu müzik bireyin zekasını geliştirici niteliktedir. Standart olan ise, nitelikten yoksun aynı zamanda siyası erkin güdümünde, kitleleri sunni mutluluğa sevk eden, içi boş müziktir. Ülkemizden bir caz müzisyeni Önder Focan ise bu konudaki görüşlerini şu şekilde belirtir; “ Popüler müziği bir müzik türü olarak algılamıyorum. … patates cipsi, deterjan ve dondurmadan pek farklı değil. (Aktaran, Metin Solmaz, 1996: 149).

 

KONUM

            Dışlama ve ciddiye almama popüler kültürün elitten uzak olduğu izlenimini verse de, bu alan toplumun tüm katmanlarına eklemlenmiş durumda. Kitle iletişim araçlarının egemenlerin elinde olması, popüler kültür ürünlerinin sunumunun çeşitli programlar ( televole vb.) aracılığıyla yapılması ve yaratılan yıldızların [5] davetlerine “ sosyotenin” katılması buna örnektir. Ayrıca popüler kültürü dışlamak için yapılan reddedici eleştiriler, hem eleştireni, hem de eleştirileni gündemin içine sokmaktadır. Ünlü romancılarımız (O. Pamuk, A. Altan vd.) ürünlerini popüler biçemde tanıtmaya özen göstermektedirler.

Tüm bu nedenlerden ötürü popüler kültür konusunda yapılacak çalışmalar önemli misyon içermektedir. Çünkü pop kültürü kapitalist ilişkiler içinde dengesi egemenlere doğru ağır basan bir alandır. Çalışmalarının objektif olması zaman zaman araştırmacıyı egemenlerle karşı karşıya getirir. Bu noktada araştırmacının kendi etiğini sorgulaması gerektiğini söyleyen Frith ( Aktaran Mcgregor, 2000: 17 ), Şu uyarıyı yapar, “ pop kültürü kapitalist ideolojinin nasıl işlediğini ortaya koymaktadır. Kültürel yorumlamanın amacı metaların bizlerden gizlediği sorunlara işaret etmektir. Amaç ‘müzik doğru dürüst proleter değilse beş para etmez’  yargısını ortaya koymak değildir.”

Popüler müzik eğlence sektörünün malzemesi ve gündelik yaşamın müziğidir. Üretim ve tüketimi Kapitalist sistemin karmaşıklığına paraleldir. Popüler müziğin gelişmişliği ve yaygınlığı sistemin gelişmesiyle orantılıdır. Üretimin ihtiyaç duyduğu sermaye, kapitalist sistemin içinde daha kolay temin edilerek ürünün meta karekterine bürünmesi kolaylaşır. Popüler müzik üretici firması ve sunan bireyi yani müzisyeni bu ilişkilerin içinde ön planda olmalarına rağmen, sermaye dönüşümünün alt basamaklarındadırlar. Çünkü ortada ürünün dağıtımı, sunumu, reklamı ve bir dizi ilişkileri tam bir endüstri ağını oluşturur.

            Popüler alanın en önemli meta karekteri taşıyan araçlarından birisi müziktir. Müziğin anlamlandırılması ve yorumlanması ve sektör içinde gelişiminin incelenmesi bu çalışmanın amaçlarındandır. Ayrıca popüler kültür alanı bireysel beğeni ve kimlik oluşumunu nasıl etkiliyor? Sorusuna yanıt aranacak, müziğin işlevi ve anlamının “boşaltılması sorunu irdelenecektir. Temel yaklaşım, popüler kültür içinde müziğin kimlik oluşumuna etkisi üzerine odaklanmaktadır. Çalışma dün ve bugün arasında eşsüremsel bağlantının ironisini ele alacağı için belge tarama yöntemi kullanılacaktır. Konu ile ilgili çalışmalar fazla olmasına rağmen, bizim için birincil önem taşıyan kaynaklardan yararlanılacaktır. Craig Mcgregor, Pop Kültür Oluyor (2000), Metin Solmaz, Türkiye’de Pop Müzik (1996), John Storey, Popüler Kültür Çalışmaları (2000), Meral Özbek, Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski (1991), yararlanılacak birincil kaynaklardır.

            Sistemin egemenleri popüler kültürün ve popüler müziğin de yönlendiricileridir. Toplum siyasi erke müzik kanalıyla entegre olmaktadır. Müziği yönlendiren sektör, dışarıdan bireye yön verir. Bireyin beğenisinin altında ise kültürel arka planın etkisi vardır. Kültürel arka plan, bireyin içinde bulunduğu toplumun tarihine gönderme yapan kavramdır. İstanbul odaklı çalışmada, popüler müziğin belirlenmesi ve yönlendirilmesinde, kültürel arka planı Anadolu’ya uzanan insanların durumu belirleyicidir. Bu nedenle Anadolu’nun İstanbul’a “ taşındığı” göç konusunu kısaca ele almamız gerekir.

 

GÖÇ VE KİMLİK SORUNU

            Göç, toplumların, bireylerin hatta ulusların sosyo-ekonomik seyreden ve kültürel yapıyı etkileyen önemli bir faktörüdür. Her konuda olduğu gibi bu konu ve kavram için de çeşitli tanımlar yapılsa da göç genel olarak;  “… kişileri yeni bir topluluğa götüren dolayısıyla yeniden uyum sağlama sorunlarıyla karşı karşıya bırakan yer değiştirme olayıdır.” (Tekeli,1998: 10).

            Tekeli’nin sözlerinden yola çıkarak ve müziğe yönelmek amacıyla, göç kavramını şu şekilde katagorize edebiliriz:

GÖÇ

EKONOMİK

DOĞAL AFETLER

SOSYAL

Sezonluk göç

Deprem

Sezonluk

Tayin ile olan göç

Yangın

Gündelik

 

Sel

Geleneğe başkaldırı vb.

 

             Bu katogorilendirme işlemini çoğaltabilir ya da daraltabiliriz. Göç konusunda iki büyük aktivite dikkat çekicidir. Birincisi içgöç, ikincisi dışgöçtür. 

             Ekonomik doğal afetler dışındaki göçler isteğe bağlı ve bireyin kendi iradesi ile yaptığı göç eylemidir. Yaşadığı çevrenin kültürel anlamda bilincinde olan birey ya da grup mekan değiştirme gereksinimi duyabilir. Bu aşamada yapılacak tek şey; göç etmek, yeni mekanlar, yeni yaşam biçimleri tanımaktır. “ Geleneksel ve tarımsal cemaatlerden kentsel sanayi ve hizmetler sektörlerindeki modern ve akılcı örgütlenmelere doğru akan göçmenler bir yandan eski ilişkileri ve kimlikleri [aile kanalıyla] sürdürme, öte yandan yeni ilişkileri ve kimlikleri kurma ve dönüştürme pratikleri gerçekleştirmektedirler.” (Akşit,1998: 31). Ayrıca “… kişiler yeni yerlere giderek öncelikle yararlanabilecekleri fırsatların sayısını artırmaktadır. Yer değiştiren kişi mesleki ve sosyal hareketlilik sağlıyabilmektedir. Göç ederek yeni bir yaşam biçimi seçebilmektedir.” (Tekeli,1998: 11).

            Göç ister keyfi, ister zorunlu olsun beraberinde fiziksel ve ruhsal sorunlar doğurur. Coğrafi konuma uyumsuzluk başta fiziksel sağlık sorunları yaratırken, kültürel uyumsuzluk; kimlik karmaşasından, kültürel şoka uzanan ruhsal sorunlara neden olur.

            Göç son noktada, gönüllü bir sürgün hareketi, kimlik [6] kaymasıdır. Göçün müzik beğenisine yönlendirici, güdüleyici etkisi ileriki bölümlerde ele alınacaktır.

 

MÜZİKAL KİMLİK

Bulunduğumuz ortam kimliğimizi belirlerken, kimliğimiz etkinliklerimizi yansıtıyor. Müzik bizim için vazgeçilmez bir öğe olmanın yanında kimliğimizi, kültürümüzü ifade eden simgeler ve davranış biçimini bünyesinde barındırıyor.

            Hepimiz belirli bir ortamda doğarız. Doğduğumuz ortamı şeçme şansımız asla sözkonusu değildir. Belirli konuma geldiğimizde yaşayabileceğimiz ortamı seçme hakkına sahip olsak da, doğduğumuz çevreden dolayı kimliğimizi kazanmış oluruz. Doğduğumuz çevre bizim kültürel şekillenmemizi belirler. Kültürümüz bize kimlik kazandırır. Kimlik, kalıtsal bazı özelliklerin ve kültürümüzün bize yüklediği bireysellik, öznelliktir.

            Kimlik tanımlamalarında eskilerin değer yargılarına başvuramayacak kadar hızla değişiyoruz. Değişim kimliğimizin ifadesini zorlaştırıyor. Sadece “ötekilere” karşı bir tanım yaparak kendimizi ortaya koyuyoruz. Popüler müziğin içinde geleneksel olanın yer alması kimlik tanımlamamızda işimizi kolaylaştırabilir.

Yaşadığımız gruba ait olup olmamanın ötesinde, kimliğimiz bizi diğerlerinden ayıran bilincimiz, ifade şeklimizdir. Kimlik bireysel, grupsal, ulusal vb. şekillerde tanımlanabilir.

            Kimlik sorunu çalışanların konuyu ele alış biçimlerini Sayın Meşe( 1997: 431) şöyle açıklamaktadır; “ Etnolojik veya sosyal antropolojik çalışmalar, kimlik sorununu, çeşitli kültürlerin birbirleriyle çatışması, daha somut bir deyişle, çeşitli kültürlerin Batı kültürüne karşı varlığını koruması çerçevesinde ele alır.”

            Çalışmanın genel çerçevesi böyle olmasına rağmen, ulusal sınırlar içinde varolan kimlik sorunu öncelikle, “ alt- üst” kültür çatışması şeklindedir. Kimlik sorununu ortaya çıkaran bir başka neden ise göçtür. Göçün çeşitli nedenleri olmakla birlikte kimliğin belirlenmesinde, olumlu- olumsuz etkileri olmaktadır. Farklı(lık)larla karşılaşan birey kendi kimliğinin bilincine varmakta, iyi-kötü yanlarını görmektedir. Kimliğin oluşum süreci yaşamın her alanına yansımakta, farklıların olumlu ve iyi yönleri diğerlerinde komplekse neden olmakta ya da yanlış algılanarak içinden çıkılması zor durumları doğurmaktadır.

 

KAOS

            Cumhuriyet sonrası müziğimizdeki “gelişmelerin” nedeni budur. Aydınlarımız “modern” diye tanımladığı Batı müziğini model alıp, kimliğimizin yeniden inşası için kullanmaya çalıştılar. Müziğin kendi dinamiğinde gelişimi “çeşitli yönlendirmeler” sonucu engellendi. Aslında “ … kendi öz kimliğinin, kültürünün, zevkinin, vb. üzerine sorgusuz sualsiz batıcılığı kondurmaya çalışan (ve elbettte bunu başaramayan) aydın [7]…”larımız yanıldılar. Çünkü biz modernleşme adına kendi kültürümüzü eleştirerek dışlıyor, tamamen başka bir kültürü almaya, özümsemeye çalışıyoruz. Eleştiri yapmasını bilmiyoruz. Bizde “eleştiri, akıl yollarını kapamak, metaları ve tarzları önceden belirlenmiş kalıplara sokmak anlamına geliyor.” (Frith,2000: 13).

            Bireyin yer değiştirmesi, sahip olduğu tarihin, kültürel estetik yargılarının yer değiştirmesi anlamına gelir. Kırdan kente gelenler, geleneksel yaşam estetiğinin melodik dışavurumu olan müziğin ya da müzik beğenisinin taşıyıcısıdırlar. Kent- kır arasında taşıyıcı olanlar kırı kente, kenti kıra dönüştürürler. Onların en büyük destekçileri, maddi kültür ürünlerinin bu dönüşümde yer almasıdır. Her kültürel grup kendi yaşam koşullarının, doğduğu- yetiştiği ortama benzemesini ister. Sonuçta; köy dernekleri, türkü kafeleri, hemşehri geceleri vb. oluşumlar kentin ortasında ya da periferik tarzda boy gösterir

            Türküler sıla “ özlemini” giderirken, kent atmosferindeki endüstiriyel dinamiğin etkisi ile değişime uğrar. Bağlama, yanında gitar ile icra edilir ya da elektronikleşir. Köyden taşınan türküler, içselleştirdiği ensturumanları yanına alarak köye döner. Kitle iletişim araçları ile desteklenen popüler kültür, müzik içinde tüm değerleri özümseyerek, kendine özgü tarzda geri sunar. Müzik artık popüler kültürün içinde standartlaşmış ve üretildiği ortama yabancılaşmıştır.

            Gelenek yavaş yavaş geri dönüşü olmayan, savunulamayan ironi ile popüler kültüre eklemlenmiştir.

 

GELENEĞİN POPÜLER ALANDAKİ ROLÜ

            Tarihte varolan kültürel yaşam biçimlerinin, normatif tutumların, estetik anlayışın günümüz için herhangi bir önemi olmadığı düşüncesi “gelişme” ve “ilerleme” adına engellenir. Geçmişin yaşam koşulları, bunların yarattığı tüm kurumlar bugün için geride kalan, “çağdaş olmayan” toplumsal-kültürel değerlerdir. “Diğer taraftan, eski nesnelerin prestij ve çekiciliği, onları seyretme [dinleme] arzusu... ” (Shils,2002:146) hala sürmektedir. Buna bağlı olarak “...son zamanların toplumlarının hayatının büyük bir kısmı, uzak geçmişten miras alınan kurallarla uygun biçimde uzun-ömürlü kurumlar içinde sürmektedir...geçmişe moral, duygu ve entelektüel güvenle belli belirsiz bir dönüş, farkedilebilir durumdadır” (Shils,2002.146).

 

GELENEKSEL POP     

            Türkiye’de yapılan müzik, göçün nedenlerinden ötürü gelenekseldir. Kapitalist sisteme entegre olmuş müzik endüstrisi, kitlesel meta sürümünü popüler kültüre aktardığı geleneğin üretimi müziklerle besleyerek kazanç sağlamaktadır. Popüler kültür, geleneğin kendisi için işine yarayan, satabileceği tüm yanlarını alıp, işleyerek halka sunmaktadır. Toplumsal sağduyunun popüler müzikte kendini bulma nedenlerinden birisi, geleneğin kalıntılarını metaforik biçimde bu ürünlerde görebilmesidir. Asla ulaşamayacağı sınıfsal üst düzey konumunun sahte eşitlik beşiği popüler kültür, bireysel varlığına anlam kazandırmaktadır.

Popüler müziğin geleneksel müziği kullanımındaki diğer bir neden de anonimliğinden gelir. Geleneğin kendine özgü kültürelliği ifade biçimi yazılı değil, sözlüdür. Sözelin her aktarımı aynı zamanda yeniden üretilmesini doğurur, “sonraki asıl versiyonunu elde etmek imkansız hale gelir.” ( Scott, 1995). Ürünün sahibinin belli olmaması, onu sahiplenilebilir konuma getirirken telif sorununu da bertaraf eder.

             Popüler müziği yaygınlığı ve niteliği açısından kapitalizmin ürettiği halk müziği diye düşünebiliriz. Üretimin boyutları ve türlerin aynı sektör içinde birlikteliği, bunun yanında ritimlerin tekdüzeliği bizim müzik türlerini ayrıştırmamızı zorlaştırır. Medyanında etkisiyle genel olarak kırda üretilen halk müziği, kent kültürünün etkisinden kurtulamaz. Etkileşimin uzun vadeli sonucu; üretilenlerin müzik endüstrisine uygunluğu, varolanların uyarlanmasıdır.

            Müzik hegemonyası (endüstrisi) ürettiği ürünlerde halkın beğenisini asgari düzeyde dikkate alır. Çünkü ürününün satılacağı büyük çoğunluk  bu kesimdendir. Popüler müziğin kaynağı halk müziği ile beslenir. Pop kültürü geleneğe dayanarak varlığını sürdürür.

            Popüler müzik, popüler kültür gibi zaman ve mekan içinde eşsüremlilikten dolayı birbiriyle entegre durumda varlıklarını sürdürürler.

            Geçmişin müziğine bugünün müziği oturtulmuş, bugünün müziğinde geleceğin tohumları yeşermiştir. Aslında popüler müzik; geleneğin üstüne oturtulan, kapitalist eğlence kültürünün “metalaşmış” hali midir?  sorunsalı bizi geleneğin yapısal dönüşümünü irdelemeye yönlendirir. Geleneğin yapısal dönüşümünü araştırmak derin bir tarihi çalışmaya, geniş sosyoloji-antropoloji yöntemi kullamaya gereksinim duyar. 

            Popüler kültür konusu alt başlığında en yaygın inceleme alanı müziktir. Yaratılan kimlik erezyonunu, birey varolma mücadelesi vererek gidermeye çalışır. Mücadele süreci, sahte kimlik kazanımına yol açar. Grupça gidilen konserler, kült haline getirilen müzik “sanatçıları” ve onlara duyulan hayranlık. Bu aktivitelerle kitleyle bütünleşmeye çalışan birey, kendi iç dünyasının şizofrenisini dışlayarak öne çıkma, bütünleşme ironisiyle hiçliğini eritmeyi amaçlar. Gündelik yaşamın ortasına yerleşen müzik adına her şey, sahiplenilip tüketilmesi gerekendir. Kimlik ancak tüketilenin ne olduğuna göre belirlenmektedir. Medyada yer alan parçaları mırıldanamıyor, onları söyleyenlerin özel yaşamını bilmiyorsanız,  ait olduğunuz bir yer yok demektir. Aidiyetin olmaması dışlanmışlığı yaratarak melankoliyi doğurur. Kültürel koşulların yarattığı apolitik durum, melankoli ile birleştiğinde bunlardan kurtuluş olarak görülen popüler müziğe yönelinir. Tam da bu noktada popüler müziğin “çare” olacağı düşünülürken popüler kültür atmosferi bireyi esir alır.

 

SONUÇ

            Popüler kültür, iktidarın manipüle edici alanı, müzik bu alanın ileti kodlarıdır. Popüler müzik, kente uyum sağlama sürecinin ara momenti iken zamanla bireyi kuşatarak yaşamın kendisine dönüşür. Kimlik problemi popüler müziğin “sıradanlığı” ve yarattığı sahte grup simülasyonu ile çözülür. Sıradanlık gelenekselin metaforu gibi algılanır.

Müziğin anlamlandırılması söz konusu olduğunda “bana hitap ediyor” gibi muğlak yanıtlarla geçiştirilir. Yanıtlar aynı zamanda rasyonel yaşam alanlarının popüler kültür içindeki hapsolmuşluğunu, donmuşluğunu bize duyurur.

            Popüler müziğin oluşturduğu simgesel kahramanların modeli kültürel arka planımızı eriterek, bizi bilinçsizleşme boyutuna iter. Bu boyutta artık bireysel yargıların yerini ortak tüketilen ürünlerin başdöndürücü hazzı almıştır. Müzik beğenisi bilinenin ötesinde sunulan modellerin görselliği üzerinden, bizi ne kadar etkilediğine göre dönüşüme uğramıştır.

            Müzikalitenin yerini görselliğin verdiği haz ilkesi mi almıştır? Yoksa popüler kültürün müzik boyutu bizi Freud ‘yen egolarımızdan mı yakalamıştır?

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile