Siyasetneme

Lida İşcan tarafından yazıldı. Aktif . Yayınlanma 6. Sınıf Sosyal Bilgiler Konu Anlatımı

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Siyasetnameler uyarıcı ve nasihat edici, yol gösterici anlamda padişahlar, vezirler ve devlet adamları için yazılmış eserlerdir. İslamiyet'in devlet olarak genişlemesinden sonra bu tür eserler tercümelerle yayılmıştır. Siyasetnameler Arapça, Farsça ve Türkçe yazılmış; genel karakteristikleri öğüt verici nitelikte olmaları, öğütlerin özellikle ahlak ve dini temelli olup Hadislere ve Kur�an' a dayandırılmasıdır. Siyasetnameleri kaleme alanlar genel olarak ya devlet adamları yada devlet yönetiminden ayrılmış insanlardır. Bu eserlerin yazılmasında ya padişahların doğrudan doğruya isteği yada yazarın kendi isteği etkili olmuştur. Osmanlı devletinde siyasetnamelerin yazılmasında gerileme devrinin ve kötü yönetime sahip padişahların önemli rolü olmuştur. Siyasetnamelerin genel özellikleri ise 1. Ahlaki öğütleri kapsar. 2. Siyaset ile ilgili teorik teklifleri kapsar. 3. Duraklama ve gerileme devrinde yazılmışlardır. 5. Kardeşlik ve olgunluk anlamında ahlaki eserlerdir. 6. Yabancı ülkelere giden vezirlerin o ülkeler için yazdıkları eserlerdir. Siyasetnamelerin konuları içerisinde, hikayeler, Kur�an' dan ayetler, hadisler ve sahabelerden örnekler, kendi tecrübeleri ve ağırlıklı olarak devlet idaresi, devlet yöneticileriyle ilgili öğütler yer alır. Konu başlıkları ise; adalet, rüşvet, yolsuzluk, devlet sırrı, devlet törenleri, devletin düzenlenmesi, padişahların görevleri, israf, ilim ve benzerleridir. Siyasetnamelerde Devlet Adamları İçin Önerilen Başlıca Özellikler 1. Adalet: Adalet konusu bir çok siyasetnamenin temel konularından birisi olmuştur. Çünkü adalet yöneticilerin karşı karşıya kaldıkları en önemli sorundur. " Hz. Ömer'in Fırat nehri kıyısında sürüsünü otlatan çobanın sürüsünden bir koyunun kaybolmasından kendini sorumlu tutması" adaletin sağlanmasının ne kadar önemli ve zor olduğunun göstergesidir. Halk toplulukları çeşitli özelliklere sahip nevilerden oluşur. Her sınıfın maksat ve hedefi diğerine karşıdır, özellikle tabiatları birbirine zıddır. Bundan dolayı halkın zorunlu işlerini düzenleyeceği, onlara gelecek zararları önleyecek, hakları verip kendilerine yapılacak zulmü kaldıracak, siyasetin çeşitli türlerini uygulayıp memleketi idare edecek insaf sahibi bir devlet başkanına şiddetle ihtiyaç vardır. Halkın adaletli ve insaflı değeri büyük bir devlet başkanına ihtiyaçları yağmurun azlığı sebebiyle kıtlık istilasına uğrayan bölge ahalisinin yağmura olan ihtiyaçlarından daha çoktur. Ama devlet başkanının idare gölgesine vakti ve zamanı yoktur. Millet fertleri-halk her durumda ve her zamanda sürekli olarak olarak büyük devlet başkanının adalet ve şefkatine en şiddetli bir ihtiyaçla muhtaçtır. (Sühverdi, s-21) Sühreverdi' nin belirttiği gibi adaletli devlet başkanına her devir ve dönemde ihtiyaç duyulmuştur. O devlet başkanında aradığı dört özellikten biri adalettir. (Sühreverdi, s-28) Katip Çelebi de eserinde devlet başkanlarının halkın töresini öğrenip her çağın gereği ne ise yumuşaklık ve sertlikle önce yüce devletin kanununu yürütsünler (Çelebi, s.123) demektedir. Koçibey halkın ayakta durmasının adalet ile sağlanacağını (Koçibey, s. 50), vakıf ve yetim malının hazineye ; halktan zulüm ile akçe alınmamasını (Koçibey, s-60-61) önermektedir. Bir çok siyasetname yazıldığı dönemde adaleti önermiştir. Ahmedi, manzum olarak yazdığı İskendername'sinde; Şah oldurur kim ehl-i dad ola Halk zulmünden onun azad ola Hayr idüp toyura her bir acı ol Bi niyaz ide kamu muhtaç ol. (Ahmedi, s-14) Bu şiirin günümüz Türkçe'siyle ifadesi şudur; Şah adaletli olmalı, halkına zulüm etmemelidir. Hayır ederek her bir acı doyurmalı, ihtiyacı olan herkesin ihtiyacını istemeden gidermelidir. Yine; Akıl mizanını koma elden K'oldur erkan-ı aleme miyar Zulme gönlünü itmegil mayil Leyse liz zalimine min ensar. Adli iş itki adl ile bulanın Dünya ve ukbada devletü didar Nuşirvan-ı Adil hakkında Fevayid-i adlı kitapta yazılmıştır ki adalet işleriyle meşgul olmak isteyen bu hükümdarın dilek ve hacet sahiplerini karşısına aldığı zamanlarda aşağıda üç ibarenin yazılmasını emretmesi övülmeye değer ahlaki ve makbul hareketleri arasında idi. Kendisine öfke bastığı zaman bu ibarelerin sıra ile kendisine verilmesini isterdi. Acayipleştiği, öfkelendiği ve kızgınlıktan dolayı sıkıntıya düştüğü zamanlarda ona önce şu ibareyi sunarlardı.; "Sen kendini tut, Tanrı değilsin. Ancak aciz bir kulsun." Yani, "Bu canlıyı sen yaratmadın ki, onu böyle eziyorsun. onlar gibi sende aciz bir kul olduğun halde nasıl olur, öfke ve kızgınlıkla söz söylersin?" Eğer bununla öfkesi geçmez, kalbi merhamete gelmezse emri gereğince, ikinci olarak şu yazıyı sunarlardı; "Tanrı kulcuklarını esirge ki Yüce Tanrı'da seni esirgesin" yani "Kötü söz, soğuk haberler ile onların hatırlarını yıkma ki, Tanrı da senin hatırını yıkmasın ve seni azap ateşinde yakmasın." Eğer bu nasihat ile de kızgınlık ateşi sönmez, bağış ve hoşgörü yönlerinden uzaklaşırsa emri üzere şu satırı gösterip fazla öfkeli olduğunu ifade eder, bunu kendisine anlatmak isterlerdi: "Güçlü halde iken bağışlamak, hoş görmek ne kadar güzel değil mi?" Öfke ve kızgınlık anında tatlılık, merhamet onun yerini almaz mı? Yani azarlama gücüne sahip iken bağışlamak, öfkelenecek yerde tatlılık ve merhamet göstermek çok ve her surette daha güzeldir. (Halife, s. 143-144) Günümüzde adalet en çok tartışılan konulardan birisidir. Adalet mekanizması "bizim ülkemizde şikayet konusu olmaya devam etmektedir. Basınımızda her gün adaletle ilgili yazılar yer almaktadır. Adaletin verdiği kararalar basında olay edilir, başka mahkemelerde dava edilir duruma gelmiştir. Günümüz basınında bu konuya örnek vermek gerekirse, 8 Haziran 1996 tarihli bir haberde adaletin davalık olduğu, 30 Mayıs 1996 tarihli Milliyet Gazetesinde Milletvekilinin 300 kişiyi dolandırdığı; 8 Haziran 1996 tarihli Milliyet gazetesinde Altan Öymen devletin maliyesinin, eğitiminin, sağlığının ve hukuk sistemi ile adalet mekanizmasının zaafa uğradığından bahsetmektedir. 10 Haziran 1996 tarihli Sabah gazetesinde daha ilginç haberler vardır, 5 trilyonluk boşanma davası, kapatılan kumarhanenin bir başka ilin küçük bir kasabasında açılan davalarla yeniden açıldığı adalet mekanizmasının hem gülünç hem de üzücü yanıdır. Adı geçen gazetede yer alan habere göre 1950-1960 yıllarından beri 425 davanın hala devam ettiği belirtilmektedir. 2. Rüşvet Yolsuzluk ve Adam Kayırma Ülkemizde devlet adamları ve devlet memurları için yapılan eleştiri ve şikayet konularından birisi de rüşvettir. Ülkemizde gün yoktur ki yolsuzluk, rüşvet ve adam kayırma gibi haberlerin basında yer almasın . Rüşvet, yolsuzluk ve adam kayırma geçmiş dönemlerde de siyasetnamelerde yer almıştır. Koçibey risalesinde İlmiye'ye ait yüksek makamların şunun, bunun aracılığı ile verilmesine karşıdır. İlmiyeye ait makamların en bilgili kimse ona verilmesi gerekir. (Koçibey, s-29). Halktan zulüm ile para alınmamasının talep eder. (Koçibey, s-60-61) Kabusnamede; Eğer padişah olursan padişahlıkta haramdan sakınıcı ol, pâşâlık oldur ki elini ve gözünü halkın haremi ve haramından saklayasın. (Keykavus, s-301) Defterdar Sarı Mahmut Paşada eserinin birinci bölümünde sadrazamın özelliklerini belirtirken; halktan para cezası ve rüşvet adıyla para toplanmaması gerektiğini, kanaatkar olup aç gözlü olmamasını belirtmektedir. Suçluların şeriata uygun olarak yargılanması gerektiğini rüşvet ve çeşitli iltimaslarla cezası affedilmemelidir. Rüşvet din ve devleti yıkan bela olarak tanımlanır. Nizamül Mülk siyasetnamesinde devlet işlerine atanan insanların meçhul, asil olmayan, faziletsiz kişiler olduğunu, oysa faziletli, dürüst insanların iş bulamadıklarını belirtir (Nizamül mülk, s-215) İşsiz kalan bu insanların devlete düşman olacaklarını ifade eder. Vezirlerin kötü, hain, zalim ve hırsız olduğu her an, bütün mutasarrıfları da öyle olur, belki daha fena olurlar (Nizamül mülk s-222) Kutadgu Bilig'de devlet işlerinde işlerin nasıl dağıtılacağı ile ilgili olarak; Ey bey işi ehline, işe yarayana, hareketi doğru ve dürüst olana ver. Eğer bey bir işi ehliyetsiz kişiye verirse, ehliyetsizliği başkası değil, kendisi göstermiş olur. (HasHacib, s-134). Vezir olacak insanın seçkin, halka temayüz etmiş aklı gönlü ermeli işe yürekten bağlanmalıdır. Asil bir aileden gelmeli takva sahibi ve dürüst olmalı, hayatını da dürüstlük içinde geçirmeli. (Has Hacip- s-164) Vezir haya sahibi gözü tok ve itimat edilir bir insan olmalıdır. İnsanların kabası hayasız adamdır. Kimde haya varsa ona her işini teslim et, insan haya ile küstahın yolunu tıkar. (HasHacib s-165) Sühreverdi'nin vezirde aradığı özelliklerden birisi; hırstan uzak ve aşırı isteklere dalmaktan kendisini kurtarmış olması, bu vezirin yanılıpta rüşvete yönelmemesi için gereklidir.(Sühreverdi s-39) Katip Çelebi rüşveti; ıslahta ra harfi esre ile okunarak hakem yerinde olan kimseye veya başkasına, kendi tarafına bir hüküm veya veya muradına elde etmek için verdiği şeydir. Tarifatta rüşvet hakkı boşa çıkarmak için verilen şeydir. Hakkı ortadan kaldırmak ve haksıza yol vermek yoluna düşerek düzenin bozulması rüşvet iledir. (Çelebi, s-99-102) Ülkemizde özellikle 1980'den sonraki dönemlerin iktidarları rüşvet iddiaları ile sık sık karşıya kalmışlardır.1983'ten sonraki başbakanlar bu iddialar la suçlanmıştır. İhalelere yolsuzluk iddiaları karışmış, bazı bakanlar yüce divanda yargılanmışlardır. Hatta eski başbakanda başbakanlığın örtülü ödeneğini zimmetine geçirmekten suçlanmış hakkında meclis soruşturmaları açılması istenmiştir. İSKİ, İlksan, Civangate skandalları hep rüşvet ve yolsuzluk iddiaları ile doludur. Özellikle gündemdeki diğer bir konuda devlet kademelerinin bilgisiz kişilere partizanca dağıtılmasıdır. Günümüz basınında bu konularda çeşitli haber ve yorum yazılarına rastlamaktayız. Bunlara örnek olarak 8 Haziran 1996 tarihli Milliyet Gazetesinde Sanayi Bakanı Yalım Erez'in akrabalarının eroin satıcılığı ile ilgilidir. Yine 22 Ekim 1995 tarihli Hürriyet gazetesinde Oktay Ekşi köşesinde hükümetin güven oylaması ile ilgili bir yazıda Başbakanın Millet Partisinin oylarını evete çevirmek için verdiği yazılı belge de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Avrupa topluluğuna girdiğimiz takdirde zarar görmeyeceğine dair imzalı bir senetti. Aynı başbakanın dışişleri bakanlığı aracılığı ile Avrupalı büyük elçilere benim imzamla bir belge görürseniz inanmayın şeklindeki talimatı gönderirken siyasi ahlaktan uzak davranışı konu edilmektedir. 31 Mayıs 1996 tarihli Türkiye Gazetesinde Prof Dr. Nevzat Yalçıntaş siyasete güvensizlik başlıklı yazısında bazı siyasetçilerin üzerindeki şaibelerden bahsedilmektedir. Siyasetçilerin yolsuzluk-rüşvet gibi şaibelerle meclis gündemine geldiklerinden bahsedilmektedir. 9 Kasım 1995 tarihli Türkiye Gazetesinde de liderlerin mal varlıklarıyla ilgili meclis araştırma komisyonu çalışanların birbirini suçlamaları yansıtılmaktadır. 3 Haziran 1996 tarihli Hürriyet Gazetesinde ihalelerde rüşvet aldıkları iddiası ile ilgili iki generale suç duyurusunda bulunulmaktadır. 22 Ekim 1995 tarihli Hürriyet gazetesindeki köşesinde Mümtaz Soysal devlet kadrolarının partizanca dağıtıldığını ifade etmektedir. Milliyet Gazetesinin 8 Haziran 1996 tarihli bir haberinde İstanbul Belediyesinde artık rüşvet alınmadığını ancak iş yapanların belediyeye çeşitli yardımlar (rüşvet) verdikleri ifade edilmektedir. 3. Devlet Sırrı ve Devlet Adamlarının Güvenilirliği Siyasetnamelerde devlet sırrının yayılamayacağı konusunda ve devlet adamlarına çok öğüt verilmiş, bu özellikler devlet adamlarında aranmıştır. Sühreverdi vezir olarak atanacak olanlarda aradığı özellikler arasında; güvenilir olmak (bu özellikte bilhassa kendisine verilen devlet işlerinde itimada değer görülmesi ve hiyanet yoluna sapmaması için şarttır). Doğru sözlü olmak (bu özellik sözüne inanılır, güvenilir olması ve sözünde durması yani vaat ettiğini yapabilecek kabiliyette olması) gibi özellikler aranır. (Sühreverdi, s-39) Defterdar Sarı Mehmet Paşada eserinin 1. bölümünde sadrazamların özelliklerini sayarken; sadrazamın gerektiğinde padişaha bile hak sözü söyleme yetkisinin olması gerektiğini ifade eder., ayrıca sadrazamların sır saklama, devlet işlerinin sırlarını açığa vurmamalarını söylemektedir. Servet ve para saadet için padişaha hizmeti yapmamaları dünya ve ahiret saadeti için hizmet etmelerinin kafi olacağını belirtir. Kınalızade Ali Efendi, bir kimsenin hizmetinde olan kimsenin, ayıpları gizlemeye gayret göstermesi gerektiği, hükümdara hizmet adabının en büyüğü hükümdarın verdiği sırrın yayılmaması olarak görür. Meşhurdur ki sır vermek ser (baş) vermeyi gerektirir. (Aliefendi, s- 249-250) Ahmedi İskendernamede sır saklama ile ilgili olarak; Cahili sırrına hem-raz eyleme Müfsidi kendine dem saz eyleme (Ahmedi, s-104) (Senin sırrını cahiller öğrenmesin, dedikoduyla arabozuculuk edeni kendine sırdaş eyleme) Yok dünyada hem-demden eser Kimse işitmedi mahremden haber (Dünyada arkadaş bulamazsın, sır arkadaşı olacak kimse de şu ana kadar gelmedi) Razunu kimseye itdürm istima Küllü sırrın cavezel isneyni şa (Ahmedi s-106) (Sırrını üçüncü kimseye duyurma, her sırrı ancak ikinciye açmak caizdir) Ahmedi sır saklayacak kimsenin az bulunacağı ifade etmektedir. Kutadgu Bilig'de de devlet sırrının saklanmasıyla ilgili öğüler vardır. Aytoldı'nın oğluna verdiği öğütlere baktığımız zaman bunları göreceğiz; İki yüzlü adama sır verme; sözün yayılır sırrın ortaya çıkar. Dedikodu yapanları evine yaklaştırma, görüp öğrendiklerini halka yayarlar. (HasHacip s-103) Vezir haya sahibi gözü tok ve itimad edilir bir insan olmalıdır, insanların kabası hayasız adamdır. (HasHacip- s-166) Nizamül mülk, siyasetnamesinde; padişahlar ve kuvvetli insanlar daima öyle bir yol tutmuşlar ve öyle bir hayat sürmüşlerdir ki, onların karılarının, gönüllerinin sırlarından haberi olmamıştır ve onların heveslerinin ve fermanlarının bağlarından azade yaptığı gibi onlara boyun eğmemişlerdir. (Nizamül Mülk s-258) Padişahın nedimlerinin görgülü, faziletli, neşeli, temiz, sır tutucu temiz giyimli olmalı (s-114)dır. Görüldüğü üzere siyasetnamelerin birçoğunda sır saklama devlet işlerinin yürümesinde oldukça önemli görülmektedir. Günümüz devlet adamlarının bu özellikleri zayıflamış durumdadır. Devlet sırları olur olmaz yerlerde ifşa edilmekte bundan da devlet büyükleri zarar görmektedir. Son olarak ülkemizde başbakanlığın örtülü ödenek meselesi buna iyi örnek teşkil etmektedir. Ayrıca hükümetlerin kurulması, bakanların belirlenmesi resmi açıklamalar yapılmadan bile gazetelerde yer almaktadır. Devlet ve devlet sırrı Türk Milletinin her döneminde kutsal kabul edilmiştir. Oysa günümüzde bu ilke ayaklar altına alınmaktadır. 31 Mayıs 1996 tarihli Hürriyet gazetesinde örtülü ödeneğin nasıl harcandığına dair haber yer almıştır, açıklanması suç olan ödeme programının basında yer alması önemnli çelişkilerden birisidir. 22 Ekim 1995 tarihli Hürriyet Gazetesinde hükümet oluşumunda yer alan bir haberde bir siyasi partinin cevabi toplantısında bir gazeteci de yer alıyor, alınan kararlar basına ifşa ediliyordu. 4. İsraf ve Yersiz Harcamalar Siyasetnamelerde israf konusunda öğütler içinde önemli yer almaktadır. Sihreverdi devlet adamlarının kötü huylarından biri de israftır, bu konuda şunları söylemektedir.; israf cimrilik gibi kötü huylar arasında gösterilmiştir. İsraf yapan ve bunu sürekli alışkanlık haline getiren kişi, parayı ve malı verirken layık olanla olmayanı ayırd edemez olur, ruhunu kötü bir tabiat kaplar, görüşlerinde hafiflik, idaresinde kusur ve hata baş gösterir. İsraf devlet başkanlarına hiç yakışmaz, zira devlet başkanı israfı, hazinenin açık vermesine ve gerçekten ödenmesi gereken kişilere ve yerlere ödeme yapılamamasına yani ödeme yetersizliğine neden olur. (Sühreverdi, s-95-96) Koçibey risalesinde Osmanlı devletinin genişleme sebeblerinden biri olarak vezirlerin içlerinde şöhret ve süs, raht ve bahtın olmadığını ifade eder. (Koçibey s-60) Daha sonraki dönemlerde sarayın zevk ve sefaya düşmesi Osmanlı Devletinin çöküş nedenlerinden biri olarak kabul edilmiştir. İskendernemede, ayyaşlılka devlet işlerinin yönetilemeyeceği ifade etmektedir. (Ahmedi-s-17) Oldugıy cun işleri peyveste hezi Eylediler memlekette anı azl. (Ahmedi s-140) (İşi gücü devamlı eylence olduğu için onu idarecilikten düşürdüler) Kabusnamede eğer kişi vezir olursa vezir şartı budur. Kim gayet muhasip ol, yani padişahın mülkünü ve malını zapt etmekte katı hesap et, yanılma ve muamil şinas ol. Yani kimden ne alırsan, ne verirsen bilmek gerekir. Ve ol vezir eden kişinin kapısında doğruluktan artık nesne gözleme, padişahın ziyanını gözleme. (Keykavus, s-287-288) İlahinamede, Hz. Süleyman ile eri arasında geçen hikayenin özü olarak şu ifade edilir.; Saltanatın son bulmaması için kanaat gerektir sana, Saltanatın esası, kudretin sermayesi kanaatten başka bir şey değildir. Ama kanaatin esası da yokluktur, yoklukla övünürsen padişahsın sen. Cihan saltanatını istiyorsan ululanma, bir zamancağız kanaat et. Hz. Süleyman o kadar büyük saltanata sahipken günlerini zembil örmekle geçirirdi. (Attar, s-117-118) Bugün devlet adamlarımızla uyuşması pek mümkün olmayan özellik. Devlet adamlarımızın çoğu kilolarca altında övünmektedirler, yalı sahipleri, fabrika sahiplari olmaları hiç yadırganmıyor artık.,Kutadgu Bilig'de israfla ilgili öğütler bulunmaktadır. Aytoldının hükümdara devlet yönetimi ile ilgili verdiği cevapta şöyle demektedir; Kendisini gözetmeli, hiç bir zaman ifrata gitmemeli, kötü ve çirkin işlere yaklaşılmamalıdır. toplamış olan malı yerine sarf etmeli, hayatını, işini, tavır ve hareketini düzenlemelidir. (HasHacib, s-62) Başkasını kıskanma, çok fazla yiyip içme, bu iki işi yapan insanın başı dertten kurtulmaz. (s-103) Ey devletli hükümdar, sen saraylar ve köşkler yaptırma köşkler yaptırma, kara toprak altında senin evin hazırdır. (HasHacib s-111) Devlet yöneticilerinin dostluk kuracakları zaman, dostlarının zevk ve eğlenceye düşkün olmayan kötülük bilmeyen bu alışkanlıkları olanlarla dostluk kurulmamasını önerir. (AliEfendi, s-257) Siyasetnamede; padişah halkın kendisine hasis adını verecek kadar eli sıkı olmamalı, halkın rüzgar ellidir parayı saçıyor diyeceği kadar da israf yapmamalıdır. İfrata gitmemeli bahşiş vereceği vakit herkesin rütbesini göz önünde bulundurmalıdır. (Nizamül mülk s-279-280) Siyasetnemelerin birçoğunda yer alan israf ülkemizin ekonomik açıdan bugünde karşı karşıya kaldığımız ana sorunlardan birisidir. bu sorun sadece devlet adamlarımızın değil tüm vatandaşlarımızın bugün en önemli sorunudur. Afrika milletlerinde gıdasızlıktan ölüm tehlikeleri yaşanmasına rağmen ders almamaya büyük özen gösteriyoruz. Büyük devlet adamlarının devlet adına verdikleri yemekli törenler, yaptırdıkları tatil siteleri önemli israf konularındandır, yine devlet dairelerine aşırıcı derecede istihdam edilen işçi, memur vb.'de israfın ayrı bir boyutudur. 4 Ekim 1995 tarihli Ortadoğu gazetesinde yayınlanan bir haberde Trabzon Belediyesinin yeniden yapmış olduğu kaldırımlar için harcanan paranın (2 milyar) niçin harcandığına dair bir ilginç haber yer almaktadır. 5. Bilgi Terbiye ve İlim Devlet adamlarının siyasetnamelerde en çok üzerinde durulan özelliklerinden biri de ilim ve eğitim tahsil etmiş olmaktır. Sühreverdi; terbiye övülmüş ahlakı ve güzel hasletleri içine aldığından büyük devlet başkanlarının herhalde terbiyenin şartlarını gözetmeleri devlet başkanlığının gereklerindendir. Çünkü yönettikleri halkın menfaatlerini gözetmek adalete uygun tutumlar takınmak, mülk ve memlekette sıhhatli bir hayatı geliştirmek bütün bunlarla ilgili tedbiri sağlamca alabilmek için terbiye oldukça önem verilmesi gerekmektedir. (Sühreverdi, S-23) Bilgi ile kendisini süsleyip teçhiz etmeyen, ilimden yoksun devlet başkanı yerli yersiz, vakitli vakitsiz isteklerine uymakla, dilediğini yapınca, kötülüklerden arınmış, bir fikrin ve doğru bir hüccetten yani ilmi delilerden yoksun olduğu için faydasız isteklerin peşinden dönmeyi engelleyemez.. (Sühreverdi, s-38) ) İlimin önemi üzerinde duran Katip Çelebi önce halkın padişahı Tanrı onu güçlendirsin, devletini kıyamet gününe kadar sürdürsün. Hazretlerine yaraşan öğüt, İslam inançlarını bilecek kadar ilimle din konusunda yetişip kendilerinin inceliklerini bilmeye çalışırlar. Büyük ataları gibi tarih okuyup, geçen devletin hallerinden hisse alsınlar. Ve halkın töresini öğrenip, her çağın gereği herkese yumuşaklık ve sertlik önce yüce devletin kanunun yürütsünler.( Çelebi, S- 123) Koçibey�de devlet idaresinin bilgi ile olacağını beyan etmektedir. İmdi malumu hümayun ola ki mübarek Şeriatın devamı bilgi iledir. Bilginin devamı bilginlerdir. O yüzden yüce ataları zamanın da bilgiye olan hürmet ve ikram hiç bir devlette olmamıştır. Bilginlerin hallerinin düzenli olması din ve devletin en mühim hususlarından biridir.( Koçibey S-24-25) Keykavus�la Kabusnamade; Padişahlar için, bilgisizlikle iş işleme, pes her işin evverinde aklında bilimle danış ondan ol işi et. Zira padişahın vezir-i vüzerası bilgidir. ( Keykavus, S-301) Kutadgu Bilig�de devlet adamlarının bilgili olmasına dair birçok öğüt geçmektedir. Bunlara örnek olarak; halkın başında bulunan bilgi ve anlayış ile işimi gören ne güzel söylemiştir. (S-119) İnsan bilgisiz doğar ve yaşadıkça öğrenir; bilgi sahibi olunca her işinde muvaffak olur.(S-129) o bilgisiz idare dizginini eline alır ve bu odun onu takip eder, böylece bütün işi bozulur ve toz dumana katılır. Akıllı insan nasıl övülmez, akılsız insan nasıl yerilmez, Akıllıların işi hep ölçüye göre biçimler, bilgisizin işi ise hep gelişi güzeli kesilir. (S-135) Vezir akıllı ve bilgili olmalıdır, bu iş için zeka ve yumuşak huylu olarak lazımdır. Siyasetnamelerde devlet adamlarında aranan önemli özelliklerden birinin de eğitim ve bilgili olmak olduğunu gördük. Günümüz devlet adamları eğitimsiz ve bilgisiz değillerdir. Ancak sahip oldukları bilgi ile halkı tanınmaktan uzaktırlar. Sonuç olarak siyasetnameler geçmişte olduğu gibi bugünde devlet adamlarımız için aslında okunacak temel eserlerden olmalıdır. Bu eserler devlet yönetiminde oldukça yararlı bilgiler verecektir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile